7 Haziran 2010 Pazartesi

8 Haziran 2010




 



































 

























































Bugün 8 Haziran 2010    25 C.Ahir 1431 Mayıs: 26 Hızır 34 Hz.Peygamber (SAV)'ın İrtihali (632)-Hasat mevsimi



HADİS-İ ŞERİF



 



-Allah bir kuluna hayır murâd ederse onun gönlüne zenginlik ve kalbine takvâ verir.Bir kuluna da şe dilediği vakit fakirliği iki gözünün önüne getirir.()



 



RESÛLULLÂH EFENDİMİZİN (S.A.V.) İRTİHÂLİ



Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), hicretin onuncu senesinde veda haccından sonra, 'Bakınız, tebliğ ettim mi? Bakınız, tebliğ ettim mi?' buyurduğu meşhur veda hutbesinden sonra Medîne'ye dönmüştü. Hep hamd ile teşbih ediyordu. Bu arada "Eğer bilirseniz, hem korunun, öyle bir güne ha­zırlanın ki döndürülüp o gün Allah'a götürüleceksiniz, son­ra herkese kazandığı tamamıyla ödenecek ve hiç bir zulme mâruz olmayacaklar." (Bakara, 281) mealindeki âyet nazil olmuştu. Derken hicretin on birinci yılı Safer ayının sonla­rında bir baş ağrısından rahatsızlandı. Rebîulevvel ayının on ikinci gününe kadar devam eden bu rahatsızlığı esna­sında dahi son üç günün dışında mescid-i saadete çıkıp namazı kıldırmaktan geri kalmamıştı. Bir gün minbere çıkıp hamd ve sena ettikten sonra,



"Ben kimin sırtına bir değnek vurdumsa işte sırtım, benden kısas etsin. Ve eğer ben bir kimsenin şerefini incitmiş isem işte şerefim; hakkını alsın, kısas etsin. Ben kimsenin malını almışsam işte malım; ondan alsın ve benim tarafımdan husûmet olur diye kork­masın, o benim sânımdan değildir." buyurup indi. Öğle namazını kıldıktan sonra yine minbere döndü, evvelki sözünü tekrar etti. Bunun üzerine üç dirhem iddia eden bir kişiye derhal bedelini verdi, sonra şöyle buyurdu: "Ha­beriniz olsun, dünyâ mahcubluğu âhiret mahcubluğun-dan daha hafiftir." Sonra Uhud şehitlerine duâ etti ve on­lar için istiğfar eyledi. Sonra da "Allah bir kulu dünyâ ile kendine kavuşması arasında serbest bıraktı da o Allah'a kavuşmayı tercih etti." buyurması üzerine Hz. Ebu Bekir ağladı ve 'canımız, malımız, babamız ve ço­cuklarımız sana feda olsun!' dedi. Sonra üç gün mescide çıkamamıştı. Ezan okununca "Ebu Bekir'e emredin, na­mazı kıldırsın." buyurdu. Rebîulevvel'in on ikinci pazarte­si günü önündeki bardağa mübarek elini batırıp su ile yüzünü mesnetti. "Allâhümme eınnî alâ sekerâti'l-mevti (Allah'ım, bana ölüm sekerâtına karşı yardım et.) diyerek duâ etti. Kuşluk vaktinde vaziyeti ağırlaştı. Hz. Âişe (r.an­hâ) Resûlullah'ın mübarek başını kucağına almıştı, "Alla-hümme, refîka'l-a'lâ" diyerek gözünü yumdu, Rabb'ine kavuştu. Sallallahü aleyhi ve sellem.



 



FIKRA



 



Askerde komutan emir erine seslenmiş: “Çabuk bana bir lazer yazıcı getirin.” Er gitmiş ve bir başka erle dönmüş. Komutan “Bu ne lan?” asker “Laz er yazıcı komutanım.” Komutan “Nasıl oluyor?” Asker “Temel, hem laz, hem er ve de yazıcılık yapar.” Komutan “Ulan, iyi ki scanner istemedik!..”



GÜNÜN SÖZÜ



 



Kalbini öğütle yaşat, hikmetle aydınlat. Hz. Ali (r.a.)



YEMEK MENÜSÜ



·   YUMURTALI ISPANAK



·   KRE.T.SUYU ÇORBA



·   YOĞURT



·   BÖREK



ÇOCUĞUNUZA İSİM



Erkek: VAKIF: (Ar.) Er. 1. Bir şeyi elde eden, bir işten haberli olan. 2. Duran, ayakta duran. Arafat'ta vakfe yapan.



Kız: TABDAN: (Fars.) Ka. -Işıklı, parlak.



MANİ



 



Avlunun dibi sarmaşık
Yar oldum sana âşık
Yar aklıma geldikçe
Elimden düşer kaşık



KARİKATÜR



 



BİLMECE



Bir küçücük kutudur,



Bütün dünya yurdudur.



Cevabı Yarın.



Dünkü Cevap: (tavşan)


























 




























Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İzleyiciler